AHLAK VE ÖZGÜRLÜK
I. Ahlâk ve Özgürlük: "Benim mesleğim, tüm düşündüklerimi yazmaktır" diyen Voltaire, 99 cilt eser vermiştir. Bunların doğrudan doğruya felsefeyi ilgileyeni azdır; fakat hemen hepsi felsefesel görüşlerle bezenmiştir. XVIII. yüzyıl Fransız filozofları, düşünlerimizin deneylerden geldiğini kabul etmek suretiyle duyumculuğa bağlanmıştır, fakat yine duyumcular gibi ruh, Tanrı, özgürlük ve adaleti inkâr ettikleri halde, siyasal özgürlüğü ve sosyal adaleti savunmak suretiyle kendi ilkeleriyle tutarsız (inconsequence) bir duruma düşmüşlerdi. Descartes' in doğuştan düşünler kuramına karşı Locke' un görgücülüğünü (emprisme) benimsemişlerdi. Descartes' i bu Ingiliz filozofunun gözüyle kavramış olan bu çağdaki Fransız filozoflarının başında Voltaire görülür. O, Micromega adlı eserinde (ch. VII) Descartesçiliği pek alaylı bir dille eleştirir. Onun felsefesi kamul duyuya (sens commun) inanma ve pratiğin zorunlulukları gibi iki esasa dayanır. ‘’Frederic II’ le Mektuplaşma’’ adlı eserinde, "metafiziğimi, gücüm yettiği kadar ahlâka dönüştürüyorum" (32. Mektup) diyen Voltaire. bu kurallara uygun olarak ödevi, Tanrıyı, özgürlüğü, içgüdüyü, çıkar gözetmemeyi (hasbîlik) ve birçok yerlerde de ahreti kabul eder. Çoğu kez, üstadım diye nitelendirdiği Lockc' a karşı, zorunlu, mutlak, ebedi, tümel bir ahlak kanununun gerçeğine inanır: ‘’Iklim, töreler, dil, kanunlar, tapım (culte) ve zekâlarının ölçüleri itibariyle çeşitli olan insanlar gördüm ve tüm bunların aynı ahlaksal temellere sahip olduklarını fark ettim. Bana herhangi birinin doğru (juste) olması kavramı o denli doğal ve tüm insanlar arasında pek evrensel olarak kabul edilmiş oluyor ki, onun her kanundan, her sözleşim ve dinden bağımsız olduğu sonucuna ulaşıyorum". ‘’Iftirayı iyi bir eylem sayan hiç bir kavim yoktur; insan toplumlarını felakete sürükleyen en büyük cinayetler bir sahte adalet vesilesiyle yapılmışlardır’’.
Voltaire' e göre, haklı ve haksızın (injuste) sınırlarını çizmek çok zordur. Bunu sağlıkla hastalık arasında, eşyanın uygunu ile uygunsuzu ve doğru ile yanlış arasındaki ortak durum gibi göstermek güçtür. Bunlar, birbirine karışan inceliklerdir; fakat, bunlar arasındaki kesin renkler tüm gözlere çarpar. "Türlü durum ve koşullara göre, ahlaksal kanunun yorumlamalarında binlerce fark vardır; ama esas daima aynıdır ki, bu, doğrudur; doğru değildir, düşüncelinden ibarettir’’ (La Philosophie Ignorante). Voltaire, bu eserde, Hobbes' a hitap eden ve ‘’Locke’ ye Karşı’’ başlığını taşıyan bir bölüm ayırmıştır; o, burada da üstadının, dünyada yalnız uylaşımlı kanunlar vardır, iddiasını reddeder; ahlâkı incelemeye başlayan bir kimsenin en önce, Locke' un eserini kalbinden reddetmeye başlayacağını kaydeder, Voltaire, türlü eserlerinde özgürlüğü savunmuştur. Bir kaderci olan Frederic II’ le mektuplaşmalarını kapsayan, ‘’Correspomlance Avec le Prince Royal de Prusse’’ adlı eserindeki tartışmaları bu konu üzerinde toplanmıştır. Bunun esasları şöyle özetlenir:
1. Özgürlük, ruhumuzun seçmesine uygun olarak bir şeyi düşünmek ya da düşünmemek, hareket etmek ya da etmemek gücüdür.
2. Direnilemez bir karakteri olan içsel duygumuz, bize özgür olduğumuzu temin eder. Bu duygu o denli güçlüdür ki, ondan kuşkulanmak için yapacağımız ufak bir tanıtlama girişimi bile bizi çelişikliğe (tenakuz) düşürür. Bu itibarla bunu hiç bir suretle tanıtlayamayız; yani, özgür olup olmadığımızı düşünmek bile özgür olduğumuzu kanıtlar.
3. Özgür olduğuma inandığım halde, özgür değilim; Tanrı’ nın beni aldatmak için özellikle yaratmış olması gerekecektir. Bu ise, onu. sonsuz bilgeliğine yakışmayan bir hareket tarzına mahkûm etmek demektir.
4. Özgürlük düşmanları bile, bizde özgürlük duygusunun var olduğunu itiraf ederler Kendi özel özgürlüğünden içtenlikle kuşkulanan hiç kimse bulunamaz.
5. Kaderciler de kendi görüşlerini, her an gidişleriyle yalanlamak zorundadırlar.
6. "Tüm yurttaşlar, eşit olarak özgür olabilirler. Özgür olmak, kanundan başka bir şeye bağlı olmamak demektir". Voltaire, özgürlükte yapılmış olan türlü itirazlara da gereken karşılıkları verir ki, bazıları şunlardır:
a) Beden arızaları ve tutkuları özgürlüğümüzü yok ederler, itirazına verdiği karşılık şudur: Bu akıl yürütme, tamamıyla şu akıl yürütmeye benzer: Insanlar bazen hastalanırlar, öyleyse onların asla sıhhatleri yerinde değildir. Bu ihbarla tersine olarak, birinin kendi hastalık ya da köleliğini hissetmekten başka bir şey görmemiş olması, onun daha önce, salim ve özgür olduğunun kanıtıdır. Insanda özgürlük, ruhta sağlık demektir.
b) Irade, zorunlu olarak ve daima algıcımızın (müdrike) en iyileridir, diye hükmettiği şeylerle belirlenir; tıpkı terazi kefelerinin daima ağır tarafa eğildiği gibi, Voltaire' in bu itiraza vermiş olduğu yanıt da şudur: Farkında olmaksızın irade ve algıcın o denli küçük varlıkları yaratılır ki. bunların birbiri üzerine etki yaptıkları varsayılır; fakat bu, bir yanılmadır. Yargılayan ve karar veren yalnız bir tek varlık vardır; ve o, yargıladığı zaman, edilgin, karar verdiği zaman, etkindir. Etkin olanla edilgin olan arasında hiç bir bağlantı yoktur. Kuşkusuz ki, algıcımızı belirleyen eşyanın ayrımlarıdır. Bu güzel tanıma göre. ilgisizlik özgürlüğü varsa, aptallar, ahmaklar, hatta hayvanlar, bizden daha özgür olacaklardır ve ne kadar az düşünceye sahip olursak, o kadar özgür olmuş olacak ve eşyanın farklarını o kadar az algılamış olacağız. Yani, budalalığımızla orantılı olarak... ki, bu saçmadır ve bunu Voltaire fark etmemiştir. Biz, en iyi olduğuna hükmettiklerimizi seçeriz; fakat, fiziksel zorunlulukla ahlaksal zorunluluk özentiyle ayırt edilmesi gereken iki ayrı şevdir; bu ahlaksal zorunluluk en yetkin, doğal ve fiziksel olan özgürlükle uzlaşabilir.
Belirlemelerimiz (determinatione) ne denli iyi nedenlere dayanırlarsa, yetkinliğe o denli fazla yaklaşırız; en seçkin bîr derece içinde bizden daha yetkin olan varlıkların ve hatta Tanrının özgürlüğünü karakterleyen de bu yetkinliktir.
c) Tanrı, eylemlerimizi yanılmaksızın görür; öyleyse özgür değilim. Voltaire' in bu itiraza verdiği karşılık da şudur: Tanrı’ nın öncelbilimi (prescience), eşyanın varoluşlarının nedeni değildir. Bu bilimin kendisi de, bu varoluş üzerine kurulmuştur. Bir eylemin yalın bir öncelbilimi meydana gelmeden önce oluşturulmuş olmasından sonraki bilgisiyle hiç bir surette farklı olamaz; yani, bir eylemin oluşturulmadan önceki bilgisiyle oluşturulduktan sonraki bilgisi arasında hiç bir fark yoktur. Tanrısal öncelbilimle insel özgürlüğün uygunluğunu bilmemekliğimizden, bu uygunluğun anlaşılamaz ya da olmaz olduğu sonucu çıkmaz. Tanrı, özgür yaratıkları yaratabilir. Eğer özgür varlıkları yaratmak, hem de bunların eylemlerini önceden görmek çelişik olsaydı, Tanrı, bu eylemleri, adeta generalin herhangi bir kimseye izin verdiğinden bir kralın haberi olmadığı gibi. bu eylemleri bilmemeye razı olacaktı. Tanrının bu öncelbilimi kanıtı insan özgürlüğü aleyhine bazı güçlere sahipse de. Tanrı özgürlüğünü de yıkacak bir kanıt sayılır. Çünkü Tanrı, ne yapacağını da yanılmaksızın önceden görür. Tanrı, özgür eylemlerimizi, zeki bir adamın böyle bir fırsatta karakterini bildiği bir adamın hangi partiyi tutacağını az çok önceden görmesi gibi görür, denemez mi?
d) Eğer insan, özgür ise, Tanrı' dan bağımsız olur. Voltaire bu itiraza karşı, bize verdiği azıcık özgürlük, Tanrının sonsuz gücüne asla zarar vermez, der. Zira, bu ilgilenme de onun sonsuz gücünün eseridir. Voltaire, tüm bunlardan sonra, "insanlık adına bizim biraz olsun özgürlüğe sahip olduğumuzu düşününüz. Zira siz, bizlerin birer makine olduğumuzu sanıyorsanız, eğlenceleriniz ve kurduğunuz dostluklar ne olacaktır? Büyük eylemleriniz ne pahasına yapılmış olacaklardır? zatî şahanelerinin insanlara daha mutlu ve iyi bir hayat bağışlamak için özenmelerine karşı, hangi minneti duymak zorunda kalınacaktır?" (39. Mektup).
I. Ahlâk ve Özgürlük: "Benim mesleğim, tüm düşündüklerimi yazmaktır" diyen Voltaire, 99 cilt eser vermiştir. Bunların doğrudan doğruya felsefeyi ilgileyeni azdır; fakat hemen hepsi felsefesel görüşlerle bezenmiştir. XVIII. yüzyıl Fransız filozofları, düşünlerimizin deneylerden geldiğini kabul etmek suretiyle duyumculuğa bağlanmıştır, fakat yine duyumcular gibi ruh, Tanrı, özgürlük ve adaleti inkâr ettikleri halde, siyasal özgürlüğü ve sosyal adaleti savunmak suretiyle kendi ilkeleriyle tutarsız (inconsequence) bir duruma düşmüşlerdi. Descartes' in doğuştan düşünler kuramına karşı Locke' un görgücülüğünü (emprisme) benimsemişlerdi. Descartes' i bu Ingiliz filozofunun gözüyle kavramış olan bu çağdaki Fransız filozoflarının başında Voltaire görülür. O, Micromega adlı eserinde (ch. VII) Descartesçiliği pek alaylı bir dille eleştirir. Onun felsefesi kamul duyuya (sens commun) inanma ve pratiğin zorunlulukları gibi iki esasa dayanır. ‘’Frederic II’ le Mektuplaşma’’ adlı eserinde, "metafiziğimi, gücüm yettiği kadar ahlâka dönüştürüyorum" (32. Mektup) diyen Voltaire. bu kurallara uygun olarak ödevi, Tanrıyı, özgürlüğü, içgüdüyü, çıkar gözetmemeyi (hasbîlik) ve birçok yerlerde de ahreti kabul eder. Çoğu kez, üstadım diye nitelendirdiği Lockc' a karşı, zorunlu, mutlak, ebedi, tümel bir ahlak kanununun gerçeğine inanır: ‘’Iklim, töreler, dil, kanunlar, tapım (culte) ve zekâlarının ölçüleri itibariyle çeşitli olan insanlar gördüm ve tüm bunların aynı ahlaksal temellere sahip olduklarını fark ettim. Bana herhangi birinin doğru (juste) olması kavramı o denli doğal ve tüm insanlar arasında pek evrensel olarak kabul edilmiş oluyor ki, onun her kanundan, her sözleşim ve dinden bağımsız olduğu sonucuna ulaşıyorum". ‘’Iftirayı iyi bir eylem sayan hiç bir kavim yoktur; insan toplumlarını felakete sürükleyen en büyük cinayetler bir sahte adalet vesilesiyle yapılmışlardır’’.
Voltaire' e göre, haklı ve haksızın (injuste) sınırlarını çizmek çok zordur. Bunu sağlıkla hastalık arasında, eşyanın uygunu ile uygunsuzu ve doğru ile yanlış arasındaki ortak durum gibi göstermek güçtür. Bunlar, birbirine karışan inceliklerdir; fakat, bunlar arasındaki kesin renkler tüm gözlere çarpar. "Türlü durum ve koşullara göre, ahlaksal kanunun yorumlamalarında binlerce fark vardır; ama esas daima aynıdır ki, bu, doğrudur; doğru değildir, düşüncelinden ibarettir’’ (La Philosophie Ignorante). Voltaire, bu eserde, Hobbes' a hitap eden ve ‘’Locke’ ye Karşı’’ başlığını taşıyan bir bölüm ayırmıştır; o, burada da üstadının, dünyada yalnız uylaşımlı kanunlar vardır, iddiasını reddeder; ahlâkı incelemeye başlayan bir kimsenin en önce, Locke' un eserini kalbinden reddetmeye başlayacağını kaydeder, Voltaire, türlü eserlerinde özgürlüğü savunmuştur. Bir kaderci olan Frederic II’ le mektuplaşmalarını kapsayan, ‘’Correspomlance Avec le Prince Royal de Prusse’’ adlı eserindeki tartışmaları bu konu üzerinde toplanmıştır. Bunun esasları şöyle özetlenir:
1. Özgürlük, ruhumuzun seçmesine uygun olarak bir şeyi düşünmek ya da düşünmemek, hareket etmek ya da etmemek gücüdür.
2. Direnilemez bir karakteri olan içsel duygumuz, bize özgür olduğumuzu temin eder. Bu duygu o denli güçlüdür ki, ondan kuşkulanmak için yapacağımız ufak bir tanıtlama girişimi bile bizi çelişikliğe (tenakuz) düşürür. Bu itibarla bunu hiç bir suretle tanıtlayamayız; yani, özgür olup olmadığımızı düşünmek bile özgür olduğumuzu kanıtlar.
3. Özgür olduğuma inandığım halde, özgür değilim; Tanrı’ nın beni aldatmak için özellikle yaratmış olması gerekecektir. Bu ise, onu. sonsuz bilgeliğine yakışmayan bir hareket tarzına mahkûm etmek demektir.
4. Özgürlük düşmanları bile, bizde özgürlük duygusunun var olduğunu itiraf ederler Kendi özel özgürlüğünden içtenlikle kuşkulanan hiç kimse bulunamaz.
5. Kaderciler de kendi görüşlerini, her an gidişleriyle yalanlamak zorundadırlar.
6. "Tüm yurttaşlar, eşit olarak özgür olabilirler. Özgür olmak, kanundan başka bir şeye bağlı olmamak demektir". Voltaire, özgürlükte yapılmış olan türlü itirazlara da gereken karşılıkları verir ki, bazıları şunlardır:
a) Beden arızaları ve tutkuları özgürlüğümüzü yok ederler, itirazına verdiği karşılık şudur: Bu akıl yürütme, tamamıyla şu akıl yürütmeye benzer: Insanlar bazen hastalanırlar, öyleyse onların asla sıhhatleri yerinde değildir. Bu ihbarla tersine olarak, birinin kendi hastalık ya da köleliğini hissetmekten başka bir şey görmemiş olması, onun daha önce, salim ve özgür olduğunun kanıtıdır. Insanda özgürlük, ruhta sağlık demektir.
b) Irade, zorunlu olarak ve daima algıcımızın (müdrike) en iyileridir, diye hükmettiği şeylerle belirlenir; tıpkı terazi kefelerinin daima ağır tarafa eğildiği gibi, Voltaire' in bu itiraza vermiş olduğu yanıt da şudur: Farkında olmaksızın irade ve algıcın o denli küçük varlıkları yaratılır ki. bunların birbiri üzerine etki yaptıkları varsayılır; fakat bu, bir yanılmadır. Yargılayan ve karar veren yalnız bir tek varlık vardır; ve o, yargıladığı zaman, edilgin, karar verdiği zaman, etkindir. Etkin olanla edilgin olan arasında hiç bir bağlantı yoktur. Kuşkusuz ki, algıcımızı belirleyen eşyanın ayrımlarıdır. Bu güzel tanıma göre. ilgisizlik özgürlüğü varsa, aptallar, ahmaklar, hatta hayvanlar, bizden daha özgür olacaklardır ve ne kadar az düşünceye sahip olursak, o kadar özgür olmuş olacak ve eşyanın farklarını o kadar az algılamış olacağız. Yani, budalalığımızla orantılı olarak... ki, bu saçmadır ve bunu Voltaire fark etmemiştir. Biz, en iyi olduğuna hükmettiklerimizi seçeriz; fakat, fiziksel zorunlulukla ahlaksal zorunluluk özentiyle ayırt edilmesi gereken iki ayrı şevdir; bu ahlaksal zorunluluk en yetkin, doğal ve fiziksel olan özgürlükle uzlaşabilir.
Belirlemelerimiz (determinatione) ne denli iyi nedenlere dayanırlarsa, yetkinliğe o denli fazla yaklaşırız; en seçkin bîr derece içinde bizden daha yetkin olan varlıkların ve hatta Tanrının özgürlüğünü karakterleyen de bu yetkinliktir.
c) Tanrı, eylemlerimizi yanılmaksızın görür; öyleyse özgür değilim. Voltaire' in bu itiraza verdiği karşılık da şudur: Tanrı’ nın öncelbilimi (prescience), eşyanın varoluşlarının nedeni değildir. Bu bilimin kendisi de, bu varoluş üzerine kurulmuştur. Bir eylemin yalın bir öncelbilimi meydana gelmeden önce oluşturulmuş olmasından sonraki bilgisiyle hiç bir surette farklı olamaz; yani, bir eylemin oluşturulmadan önceki bilgisiyle oluşturulduktan sonraki bilgisi arasında hiç bir fark yoktur. Tanrısal öncelbilimle insel özgürlüğün uygunluğunu bilmemekliğimizden, bu uygunluğun anlaşılamaz ya da olmaz olduğu sonucu çıkmaz. Tanrı, özgür yaratıkları yaratabilir. Eğer özgür varlıkları yaratmak, hem de bunların eylemlerini önceden görmek çelişik olsaydı, Tanrı, bu eylemleri, adeta generalin herhangi bir kimseye izin verdiğinden bir kralın haberi olmadığı gibi. bu eylemleri bilmemeye razı olacaktı. Tanrının bu öncelbilimi kanıtı insan özgürlüğü aleyhine bazı güçlere sahipse de. Tanrı özgürlüğünü de yıkacak bir kanıt sayılır. Çünkü Tanrı, ne yapacağını da yanılmaksızın önceden görür. Tanrı, özgür eylemlerimizi, zeki bir adamın böyle bir fırsatta karakterini bildiği bir adamın hangi partiyi tutacağını az çok önceden görmesi gibi görür, denemez mi?
d) Eğer insan, özgür ise, Tanrı' dan bağımsız olur. Voltaire bu itiraza karşı, bize verdiği azıcık özgürlük, Tanrının sonsuz gücüne asla zarar vermez, der. Zira, bu ilgilenme de onun sonsuz gücünün eseridir. Voltaire, tüm bunlardan sonra, "insanlık adına bizim biraz olsun özgürlüğe sahip olduğumuzu düşününüz. Zira siz, bizlerin birer makine olduğumuzu sanıyorsanız, eğlenceleriniz ve kurduğunuz dostluklar ne olacaktır? Büyük eylemleriniz ne pahasına yapılmış olacaklardır? zatî şahanelerinin insanlara daha mutlu ve iyi bir hayat bağışlamak için özenmelerine karşı, hangi minneti duymak zorunda kalınacaktır?" (39. Mektup).

