Kuyruğuma aşk basıyor, yalnızlığıma uğulduyorum..sesime yoldaş
semtin herhangi bir sokağında,bir köpek havlıyor burnunu,
dikip havaya...Geceyi hayvani sesler sarıyor, kimse de tasma takıp
herhangi bir sebebe bağlayamıyor bu tırmalayıcı senfoniyi...
Saat aralıklı bir gözümü yumup bir gözümü açıyorum...
Göz göz oluyor oda..şah damarıma bir çentik atıyorum...
Kesik kesik solurken, şehir sen oluyor.
Ve gece; alıcı melek….
Hesabım bitmeden gelip giremem koynuna. sen sağ yanına yatıp uyu şimdi...
Sol yanından sokulduğum zaman rüyana, leş kokuyor olabilirim,
sana yaslı benleri infaz dönüşünden… sakın acıyarak sarılma bana gözyaşlarınla,
aklamaya kalkışma… Otopsisi yapılsa naçar bedenimin,ölüm sebebim
senken sakın ama sakın varlığımın hafifletici sebeplerini serme,önüme.
Eksilişim sana çoğalışımdır. toprağa ektiğim yeni senlerle aşıladığım ölüm tohumumdur…
Isterdim elbet bir çocuk masumiyetiyle gülsün gözlerim...Ama ancak,
bir salıncak yada kaydırak gölgesinde düşüp dizlerimi
yaralayacak kadar çocuk olabildim ben...Genç kızlığım poster,
aşklarından ve annemden yediğim ergenlik tokadından
ibaret ve vitrinlerdeki topuklu ayakkabılar kadar da kadınlığım…
Bu hayatta seyirci koltuklarının en arka sıraları düştü bana...
O arka koltuklarda yazdım başrolde olduğum senaryoları.
Sinema gişesi önünde yatan bir köpeğe gösterilen ilgi kadardı
hayattaki starlığım. Hepsi bu…
Benden habersiz şehrin en işlek köşesinde,
rüyalarına simler sürüyorsun en parlaklarından...
Bak yağmur yağıyor sahipsiz şehrime...
Hikayeler okuyorum, uykusuz isyanlarıma...
Saçlarımdan yaşlar damlarken gönlüme,
tuz tadı var damağımda. Biliyorum yine acıyacak canım.
Ve gece; sorgucu melek…
Cevaplarımı bulmadan sana gelemem. Sen ver tüm soru,
işaretlerini bana. Kancalarından bir bir asarım kalbime...
Gözlerinden sokulduğum zaman aklına, hava alıyor olabilir,
yüreğim ama sakın üşüyorum deme bana...Samandan atlar
sırtında sana gelirken üşümeyesin diye yaktım hepsini...
Kahramanlığım koca bir kül yığınıdır of desen uçuşup,
saçlarıma yapışan.. ve benim prensesliğim bu matlıktan öteye gidemez.
Isterdim elbet kabarık eteklerimin altında en süslü kelimeleri,
saklamayı ve ışıl ışıl dönerek ortalığa sevda saçmayı...Ama durağan
hayatta bir adım ileri gidebilmek çabasından ibaret benim tüm ahenkli dönüşlerim...
Döndükçe içine dolanan. Aynalarla samimiyetim yüzüme tükürecek,
biri olmadığı zamanlardır sadece. Saçlarımı taramam ben sevgilinin
elleri varken ve sevdiğimin gözlerindeki ışıltıyı yansıtan gözlerimdir en süslü halim...
Herkes sevdanın bir yanından tutmuş öyle seviyor birbirini. Aşk beni hiç yönlendirmedi…
Ben yörüngesiz ve rotasız sevenlerdenim. Hepsi bu….
Ve gece; haberci melek…..Duyudun mu?
semtin herhangi bir sokağında,bir köpek havlıyor burnunu,
dikip havaya...Geceyi hayvani sesler sarıyor, kimse de tasma takıp
herhangi bir sebebe bağlayamıyor bu tırmalayıcı senfoniyi...
Saat aralıklı bir gözümü yumup bir gözümü açıyorum...
Göz göz oluyor oda..şah damarıma bir çentik atıyorum...
Kesik kesik solurken, şehir sen oluyor.
Ve gece; alıcı melek….
Hesabım bitmeden gelip giremem koynuna. sen sağ yanına yatıp uyu şimdi...
Sol yanından sokulduğum zaman rüyana, leş kokuyor olabilirim,
sana yaslı benleri infaz dönüşünden… sakın acıyarak sarılma bana gözyaşlarınla,
aklamaya kalkışma… Otopsisi yapılsa naçar bedenimin,ölüm sebebim
senken sakın ama sakın varlığımın hafifletici sebeplerini serme,önüme.
Eksilişim sana çoğalışımdır. toprağa ektiğim yeni senlerle aşıladığım ölüm tohumumdur…
Isterdim elbet bir çocuk masumiyetiyle gülsün gözlerim...Ama ancak,
bir salıncak yada kaydırak gölgesinde düşüp dizlerimi
yaralayacak kadar çocuk olabildim ben...Genç kızlığım poster,
aşklarından ve annemden yediğim ergenlik tokadından
ibaret ve vitrinlerdeki topuklu ayakkabılar kadar da kadınlığım…
Bu hayatta seyirci koltuklarının en arka sıraları düştü bana...
O arka koltuklarda yazdım başrolde olduğum senaryoları.
Sinema gişesi önünde yatan bir köpeğe gösterilen ilgi kadardı
hayattaki starlığım. Hepsi bu…
Benden habersiz şehrin en işlek köşesinde,
rüyalarına simler sürüyorsun en parlaklarından...
Bak yağmur yağıyor sahipsiz şehrime...
Hikayeler okuyorum, uykusuz isyanlarıma...
Saçlarımdan yaşlar damlarken gönlüme,
tuz tadı var damağımda. Biliyorum yine acıyacak canım.
Ve gece; sorgucu melek…
Cevaplarımı bulmadan sana gelemem. Sen ver tüm soru,
işaretlerini bana. Kancalarından bir bir asarım kalbime...
Gözlerinden sokulduğum zaman aklına, hava alıyor olabilir,
yüreğim ama sakın üşüyorum deme bana...Samandan atlar
sırtında sana gelirken üşümeyesin diye yaktım hepsini...
Kahramanlığım koca bir kül yığınıdır of desen uçuşup,
saçlarıma yapışan.. ve benim prensesliğim bu matlıktan öteye gidemez.
Isterdim elbet kabarık eteklerimin altında en süslü kelimeleri,
saklamayı ve ışıl ışıl dönerek ortalığa sevda saçmayı...Ama durağan
hayatta bir adım ileri gidebilmek çabasından ibaret benim tüm ahenkli dönüşlerim...
Döndükçe içine dolanan. Aynalarla samimiyetim yüzüme tükürecek,
biri olmadığı zamanlardır sadece. Saçlarımı taramam ben sevgilinin
elleri varken ve sevdiğimin gözlerindeki ışıltıyı yansıtan gözlerimdir en süslü halim...
Herkes sevdanın bir yanından tutmuş öyle seviyor birbirini. Aşk beni hiç yönlendirmedi…
Ben yörüngesiz ve rotasız sevenlerdenim. Hepsi bu….
Ve gece; haberci melek…..Duyudun mu?