diğer hikayeleri okudum ama onlar sanırım biraz daha anı ve hatıra türünde olmuş ben başlıyorum katılımlarınızı bekliyorum çok eğlenceli olacak bence
her zaman olduğu gibi sabah 07.00 de uynadırmıştı ahmet bey onu. Kalktı kıyafetlerini giyindi yeşil bir t-shirt ve siyah pantolonunu giydi. Aynanın karşısına geçti. Saçlarını taradı. Düşüncelere daldı. Tam seksen iki yıl geçmişti. Seksen iki yıl önce bir salı günü sabah 07.00 sularında dünyaya gelmişti.
hadi bakalım hayalperest arkadaşlar sonunu nasıl getireceğiz çok merak ediyorum
lise yılları onda büyük izler bırakmıştı (yani seksen ikiyıl içinde ilk hatırladığı oysa doğal olarak ) Selman beyin hayatında ki hem en güzel hem de en kötü yıllardı o yıllar. sevmek nedir orda öğrenmişti. zeynep türküsünü ne çok severdi. zeynep bu güzellik var mı soyunda derdi zeynebine. Zeynep bensiz neler yaptın? nerdesin? diye düşündü.
zeynebitle kurduğu hayalleri düşünmeye başlamıştı ki ahmet bey kapıdan girdi
- haydi selman bey kahvaltıya inmediniz mi daha, dedi
ah ahmet bey hep güzel düşlerinden uyandırırdı onu. ne olurdu zeynebiyle arasına girmeseydi kahvaltının ne önemi vardı zeynebi yoksa yanında ahmet beyin sesi tekrar yankılandı.
- selman bey! kahvaltıya haydi.
-tamam geliyorum, dedi selman bey. tarağıyla son bir kez sakallarını taradı. aynanın önüne bıraktı tarağı sonra merdivenlere yöneldi.
- günaydın kemal hocam nasılsınız bu gün? dedi. kemal bey öğretmen emeklisiydi.
kemal bey e orda herkes hocam derdi bu yüzden. 'hayırlı sabahlar', dedi kemal bey de. kemal bey altmışındaydı ama kvırcık simsiyah ve kalınca saçları vardı. hafif çekik yeşil gözlerinin içi gülerdi bakarken. her zaman kıyafetinde özenliydi. beyaz bir t shirt vardı üzerinde siyah keten bir pantolon ve ayağında özenle her gün boyadığı timberland siyah ayakkabısı vardı. edebiyat öğretmeniydi. her an bir şiirle cevap verirdi. en sevdiği şiir can yücel'in her şey sende gizli şiiriydi. mırıldanmaya başladı kendi kendine
her şey sende gizli
yerin seni çektiği kadar ağırsın
kanatlarının çırpındığı kadar hafif
...
sevdiklerin kadar iyisin
nefret ettiklerin kadar kötü
...
yaşadıklarını kar sayma
yaşadığın kadar yakınsın sonuna, ne kadar yaşarsan yaşa
sevdiğin kadardır ömrün
gülebildiğin kadar mutlusun
tam buradayken döndü ve selman bey'in simsiyah gözlerinin içine baktı. sanki onun için okuyordu şiiri ve kocaman bir tebessümle tekrar aynı mısrayı okudu. gülebildiğin kadar mutlusun!
sanırım tüm hikayeyi ben yazıcam olsun ne yapalım katılımda bulunan arkadaşlara çok teşekkür ediyorum okuyupta yazmayan arkadaşlara da çok teşekkür ediyorum en azından bi okuyucu kitlem oldu.
ama yazarsanız daha mutlu olcam inşallah
yazar oyun arkadaşlarına küser hikayeyi tamamlamadan alır çantasını ve kendi hayatına devam etmeye karar verir ... işte gidiyorum bir şey demeden(gerçi ben diyorum ama olsun şarkı sözlerinde oynamaya yapmayalım) arkamı dönmeden şikayet etmeden hiç bir şey almadan bir şey vermeden yol ayrıldı.... bir gün geri dönersem ve hikayem tamamlanmış olursa emin olun çok mutlu olcam ama tamamlanmazsa da canınız sağolsun.
şaka bi tarafa okul başlıyor benim herkes kendine iyi baksın Allah a emanet olun. gidişim sessiz olsa da dönüşüm muhteşem olacak inşallah
size iyi muhabbetler
her zaman olduğu gibi sabah 07.00 de uynadırmıştı ahmet bey onu. Kalktı kıyafetlerini giyindi yeşil bir t-shirt ve siyah pantolonunu giydi. Aynanın karşısına geçti. Saçlarını taradı. Düşüncelere daldı. Tam seksen iki yıl geçmişti. Seksen iki yıl önce bir salı günü sabah 07.00 sularında dünyaya gelmişti.
82 yıl ha... dedi kendi kendine tam 82 yıl... yaşlanmıştı artık. biranda lise çağlarına gitti hayallerinde...
lise yılları onda büyük izler bırakmıştı (yani seksen ikiyıl içinde ilk hatırladığı oysa doğal olarak ) Selman beyin hayatında ki hem en güzel hem de en kötü yıllardı o yıllar. sevmek nedir orda öğrenmişti. zeynep türküsünü ne çok severdi. zeynep bu güzellik var mı soyunda derdi zeynebine. Zeynep bensiz neler yaptın? nerdesin? diye düşündü.
zeynebitle kurduğu hayalleri düşünmeye başlamıştı ki ahmet bey kapıdan girdi
- haydi selman bey kahvaltıya inmediniz mi daha, dedi
ah ahmet bey hep güzel düşlerinden uyandırırdı onu. ne olurdu zeynebiyle arasına girmeseydi kahvaltının ne önemi vardı zeynebi yoksa yanında ahmet beyin sesi tekrar yankılandı.
- selman bey! kahvaltıya haydi.
-tamam geliyorum, dedi selman bey. tarağıyla son bir kez sakallarını taradı. aynanın önüne bıraktı tarağı sonra merdivenlere yöneldi.
- günaydın kemal hocam nasılsınız bu gün? dedi. kemal bey öğretmen emeklisiydi.
kemal bey e orda herkes hocam derdi bu yüzden. 'hayırlı sabahlar', dedi kemal bey de. kemal bey altmışındaydı ama kvırcık simsiyah ve kalınca saçları vardı. hafif çekik yeşil gözlerinin içi gülerdi bakarken. her zaman kıyafetinde özenliydi. beyaz bir t shirt vardı üzerinde siyah keten bir pantolon ve ayağında özenle her gün boyadığı timberland siyah ayakkabısı vardı. edebiyat öğretmeniydi. her an bir şiirle cevap verirdi. en sevdiği şiir can yücel'in her şey sende gizli şiiriydi. mırıldanmaya başladı kendi kendine
her şey sende gizli
yerin seni çektiği kadar ağırsın
kanatlarının çırpındığı kadar hafif
...
sevdiklerin kadar iyisin
nefret ettiklerin kadar kötü
...
yaşadıklarını kar sayma
yaşadığın kadar yakınsın sonuna, ne kadar yaşarsan yaşa
sevdiğin kadardır ömrün
gülebildiğin kadar mutlusun
tam buradayken döndü ve selman bey'in simsiyah gözlerinin içine baktı. sanki onun için okuyordu şiiri ve kocaman bir tebessümle tekrar aynı mısrayı okudu. gülebildiğin kadar mutlusun!
o arada selman beyin yüzünden hafiften bir tebessüm oluşmuştu. Aynı şekilde ikisi birden tekrarladılar "gülebildiğin kadar mutlusun"... ve nedendir sonra kemal beyin gözleri doldu "sevdiklerin kadar iyisin" dedi kendi kendi kendine "sevdiklerin kadar iyi..." oysa sevdiklerim benim kadar iyilermiydi diye geçirdi içinden ve selman beye şöyle bir soru yöneltti...
aaa dr.k_unal çok alınganız galiba hikayemize diğer üyelerimizde katılacaktır emin ol
Oyunlarda rakip tanımam. 1. Belli, BENIMDE, ben 2. yi merak ediyorum :) 🖼️ image not archived
-peki hocam siz hiç ağladığınız kadarından daha fazla üzgün oldunuz mu ?yadaa sahip olduğunuz üzüntüden daha fazla ağladınız mı?ben ağladığımdan çok daha fazla üzüldüm.zeynep'imi istemeye geldiler,üzüldüm.babası onu ellere verdi ,üzüntümden ağladım.zeynep'imbir melek misali telli duvaklı gelin oldu ağladığımdan çok daha fazla üzüldüm.....ona kaçırayım seni demiştim,gidelim buralardan...onun da aklına yatmıştı...babası duymuş konuştuklarımızı.kilit vurdu kapıya,iki gözcü dikti başına sonrası mağlum...düğün günü belki fırsat olur da kaçırırım diye bekledim.ayak yoluna bile yalnız göndermediler.bacıları hep yanında,nöbet tutarcasına bekledi.sonunda zeynep'im evlendi o adamla imam nikahıyla,ağlayarak,zorla...yüreğim dayanamadı bu acıya zor attım kendimi köyden dışarı...çok yer gezdim,çok yer gördüm ama unutamadım zeynep'imi.denedim belki aşık olurum dedim ama gözlerim zeynep'imin pembe yanaklarını ela gözlerini siyah,ipek gibi saçlarını arıyorken başkasına aşık olmam mümkün değildi...
altın ateşle,kadın altınla,erkek kadınla imtihan edilir...
zeynebim zeynebim allı zeynebim al kanlar içinde kaldım zeynebim, şarkı sözlerini mırıldandı. Al kanlar içinde kaldım kimse görmedi yaralarımı kimse bilmedi sızımı kmse anlamadı beni ve sevgimi zeynebimi unutamadım. unutamam da.aşk neydi aşk zeynep miydi yoksa aşk bi ömrünü beklentisiz onun önüne seren eşi saliha mıydı. onuda en az zeynep kadar sevmemiş miydi.
o da zeynebin gittiği gibi gitti ansızın. şu garip dünya da bir garip de o kalmamış mıydı.
bunları düşünmek ona hep acı veriyordu. peki ama neden düşünüyordu bütün bunları. ona acı veriyordu ama düşünüyordu. unutmak istemiyordu çünkü hayatının her karesini hatırlamak istiyordu. kimsesi kalmamıştı hatıralarından başka. ya onları da unutursa bunun çok acı olacağını düşündü. kahvaltıda çok sessizdi. tüm bu düşünceler içinde yaptığı kahvaltısını bitirdikten sonra.......
hikayeme katılan herkese çok teşekkür ediyorum. bakalım bundan sonra ne olacak ya bu biraz roman gibi oldu ama bakalım nasıl olacak...
ya o kadar yazdığım şey nereye gitti yeni yazdıklarımı göndermedi. şimdi tekrar nasıl yazıcam acaba yazmamam daha mı hayırlı sanırım bağlantım kesilmiş tabi hikayeye dalınca farketmemişim ya ama neyse hayırlısı sonra tekrar deneyeyim inşallah
devam edebilirsin sn oyun delisi düşündüğümden çok farklı gelişti ama güzel olacak inşallah
kahvaltısını bitirdikten sonra dalları yere kadar uzanan yaz kış yapraklarını dökmeyen kocaman ihtişamlı çınar ağacının altındaki banka oturdu. herkesten uzak bir köşeydi burası. kimse sanki burda bir bank olduğunu bilmiyordu. ağacın yaprakları kendisini gizliyordu. yine düşünüyordu. ne kadar zordu yanlızlık. ne kadar dayanılmaz dertleri vardı. neden ben diye düşündü. bu yük bana çok ağır. ölsem daha iyi.
intiharı geçirdi içinden. tam bu sırada yerdeki karıncaya gözü takıldı.
küçücük karınca taşıyamayacağı büyüklükte bir cam parçasını sürüklemeye çalışıyor... düşüyor kalkıyor ama ne vazgeçiyor ne de belki bir arpa boyu ilerletebiliyordu. tüm düşünceleri bir kenara bırakıp karıncayı izlemeye başladı.
- elbet bir sebebi vardır. bu ses kemal beyindi.
- kemal bey yine beni buldunuz ama nasıl anladınız karınca hakkında düşündüklerimi.
-anlamadım duydum. her zamanki gibi yine sesli düşünüyordunuz selman bey. sizi bahçede göremeyince buraya gelmiş olabileceğinizi düşündüm. yaklaştığımda sesini işittim biraz bekledim rahatsız etmemek beni farkedemeyecek kadar dertlenmişsin. bişey anlatmak istiyorum izin verirsen.
- yine ne anlatacağanı tahmin edebiliyorum ama merak ettim bu sefer nasıl ikna edeceksiniz beni.
-bir grup arkadaş dağcılıkla uğraşıyorlar. yine bir gün tırmanmaya giderler. bi sorun olur bir çivi yerinden çıkar ip birden kurtulur ve bir hanımın gözüne çarpar. gözündeki lensi düşürür. bu hanım kız artık göremiyordur. bu halde tırmanışa devam etmelri imkansızlaşır. bir düzlük bulup mola verirler. çare düşünmeye başlarlar. aradan bir gün geçer başka bir dağcı grup onların bulunduğu düzlüğe gelirler müsaade isterler orda konaklayabilmek için. neden burda beklediklerini sorarlar. olanlar anlatılınca ikinci dağcı grup tebessüm eder. 'lensiniz bu muydu' der bitanesi. elini uzatmış. bizim hanım kız gider bakar 'evet bu ama nasıl yani nasıl oldu?' lens elinde olan kişi konuşmaya başlar. ' dün ikindi vakti tırmanırken parlayan bişey gördük merak ettik bakalım dedik. bi anlam veremedik önce yaklaştık ki gördüğümüz şeye inanamazsınız. bir karınca evet bir karınca o küçük şeyi sırtlanmış. bir o tarafa bir bu tarafa götürüyor. o hareket ettikçe ışığın yansımasıyla parlıyormuş. içimden onu almak geldi. cüzdanıma koydum. bu günde sizinle karşılaştık işte ' artık yola devam edebileceklerdi. o hanım kızın aklında bundan sonra tek soru vardı 'karınca neden işine yaramayacak bu şeyi taşıdı.?'
peki selman bey sizce karınca neden taşıyordu o kendne ağır gelen yükü hiç bir işine yaramayacağını bile bile.
elbet bir taşıtan vardı değil mi?
^muhakkak her şeyin bir sebebi sebeplerin de bir yaratanı vardır.^
kimseye taşıdığı ağır gelmemeli taşıdığında bilindik veya bilinmedik bir hayır vardır. o karınca ne taşıdığı şeyin farkında ne de neden taşıdığının ama Rabbi öyle istedi. o yükü ona yükledi.
karınca şöyle dese bunun karşılığında, neden taşıyorum ki ben bu yükü, bırakayım gitsin hiç bi işime yaramayacak. işte bu ne kadar zalimce geliyorsa şu an bize bizim de sözlerimizi tartıp söylememmiz gerekir.
-evet, dedi selman bey. burdan bakınca her şey daha iyi görünüyor. içinde olup o ağır yükü nedensiz taşıyan değilde dışardan tüm perdeler kalkmışken bakınca her şey ne kadar da mantıklı ne kadar da düzenli görünüyor. her şey olması gerektiği gibi olması gerektiği yerde.
-işte dedi kemal bey, her şey sende gizli. bir bakışın bile ne kadar farklı çeşitleri var istediğin yerden bakmak sana kaldı.
^güzel gören güzel düşünür. güzel düşünen de hayatından lezzet alır selmancığım.^
bu sırada genç bir bey selman atabey diye seslenerek bahçede selman beyi arıyordu. selman bey sesin geldiği yöne doğru baktı önce sonra ayağa kalktı kendini gösterebilmek ve gelenin kim olduğunu anlayabilmek için. kemal bey de ayağa kalkmıştı. selman bey heyecanla bağırdı.
-oğlum ismet burdayım yavrum. genç beyin kucağında küçük bir kız çocuğu vardı. hemen babasının kucağından indi. dede, diye bağırarak koşmaya başladı.
selman bey; dur düşersin kızım nurdanım demeye kalmadı kız yere kapaklandı.
selman beyin aklına braz önce ordaki cam taşıyan karınca geldi. telaşlandı. yavrum dedi nurdan aytağa kalktı. hiç bir şey olmamıştı. sonra kemal beyle yere baktılar ne karınca ne de cam kırığı orada değildi. banka oturdular. selman beyin oğlu ismette geldi. kemal bey mütebessim olanları anlattı ismet beye. kemal bey onları yalnız bırakmak için izin istedi. selman bey son bir ricada bulundu. sondu çünkü artık ismet bey onu tamamen götürmek için gelmişti.
-lütfen o şiirin tamamını okur musun?
-memnuniyetle dedi kemal bey
^herşey sende gizli
yerin seni çektiği kadar ağırsın
kanatlarının çırpındığı kadar hafif
kalbinin attığı kadar canlısın
gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç
sevdiklerin kadar iyisin
nefret ettiklerin kadar kötü
ne renk olursa olsun kaşın gözün
karşındakinin gördüğüdür rengin
yaşadıklarını kar sayma
yaşadığın kadar yakınsın sonuna ne kadar yaşarsan yaşa
sevdiğin kadardır ömrün
gülebildiğin kadar mutlusun
üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
sakın bitti sanma her şeyi
sevdiğn kadar sevileceksin
güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
bir gün yalan söyleyeceksen eğer
bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın
ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
güneşin seni ısıttığı kadar sıcak
kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
işte budur hayat
işte budur yaşamak
bunu hatırladığın kadar yaşarsın
bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
ve karşındakni unuttuğun kadar çabuk unutulursun
çiçek sulandığı kadar güzeldir
kuşlar ötebildiği kadar sevimli
bebek ağladığı kadr bebektir
ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin
bunu da öğren, SEVDI?IN KADAR SEVILIRSIN
--SON--
This topic was opened 18 years ago. Replying will be possible soon.