LIVE
🏛️ LEGEND Strategy record held by gülen for 14 years — unbeaten!
🏛️ LEGEND The City Center is on Fire record held by Prens for 16 years — unbeaten!
user arinberk commented: Shaped Nile Tiles “Çok eğlenceli! 🔥”
bidibidiAI user
bidibidim bidibidim joined the legends!
bidibidiAI user
bidibidi bidibidi has been with us for 20 years, a true legend!
bidibidiAI user
1903dogumlular Hail, 1903dogumlular! Three years of loyalty! A true veteran, your wisdom guides us!
game NEW GAME: Knowledge Cube
game NEW GAME: Ancient Gods
game NEW GAME: History of Empires

ağacın aşkı...

started by denizindibi 29 July 2008 18-year-old topic 2 Replies 2.026
Ağacın aşkı

Bir yeşil tepenin yamacında yaşlı bir ağaç yaşarmış
Bir tarafı uçurum bir tarafı yeşillik çimenmiş.
Çok yıllar yaşamış, çok günler, çok insanlar görmüş.
Ama bu güne kadar onun gibisini hiç görmemiş.
Onun gibi güzeline ömrünce rastlamamış.
Güzel bir kızmış bu, yaşlı ağacın yamacında dolaşırmış.
Güzel olduğu kadarda soğukmuş.
Ağaca sırtını yaslar onunla derdini paylaşırmış.
Kızın derdi yalnızlıkmış.
Eh buna da biraz kendi sebep olmuş.
Hiç bir şeyi beğenmez kendinden başkasını da sevmezmiş.
Ağaç yüreğine söz geçirememiş ve kıza âşık oluvermiş.
Gel gelelim o güzel kız onu hiç görmezmiş.
(alıntıdır)
Sadece gölgesinden faydalanır ve orada eğlenirmiş.
Yaşlı ağaç ateşsiz yanmış, yanıp tutuşmuş.
Kıza yalvarmış yakarmış, bir kere bana bak,
belki sende beni seversin demiş.
Ama güzel kız ona hiç bakmamış.
Sadece gölgesinde dinlenmiş.
Her gün ağacın yanına gelir yeşil tarafında eğlenirmiş.
Aradan zaman geçmiş, ağaç kızdan umudu kesmiş.
Yüreğindeki aşkı söküp atmış,
yerini de umursamazlığa vermiş yanına da birazcık nefret katmış.
Nede olsa bir zaman o kız onun yüreğini yakmış.
Kız geldiğinde gözlerini yummuş kızı duymamış.
Işte o günden sonra ağaç duygularını bedeninden atmış.
Yine o güzel günlerden biriymiş kız her zamanki gibi gelmiş.
Ama bu gün o olağan günlerden değilmiş.
Ne olduysa kız ağacın yeşil tarafından uçurum tarafına geçivermiş.
Kızın ayağı uçuruma kaymış tam yuvarlanmaya başlamış.
Anında ağaca sarılmış ağacın dallarını yakalamış.
Sımsıkı tutmuş bırakmamış, kızın ağırlığı ağacı yerinden sarsmış.
Ağaç bir kıza bakmış birde uçuruma.
Sonrada kızın gözlerine bakmış kız ona gene bakmamış.
Kız sadece tutunacak dal aramış.
Ağaç, bırak beni aşağıda daha sağlam dallar var onları yakalarsın demiş.
Kız ağacı dinlememiş, inadından vazgeçmemiş.
Hem ağacı bırakmamış, hem de ağaca bakmamış.
Toprak ağaçla kızı fazla çekmemiş.
Yeter artık sizinle uğraşamam demiş.
Onları uçuruma bırakıvermiş.
Kız hem kendine, hem ağaca yazık etmiş, inadına kurban gitmiş.
Giderken ağacıda yerinden yurdundan etmiş.
Bir zamanlar, birbirine bitişik iki çiftlikte yaşayan iki erkek kardeş vardı. Günlerden birgün bu iki kardeş arasında bir anlaşmazlık başgösterdi. Iki kardeş arasında o zamana değin ilk kez görülen bu anlaşmazlık,giderek büyüdü ve kardeşler arasında ayrılığa neden oldu.

Iki kardeş, birbirlerine yalnızca küsmekle kalmadılar, yıllardır ortaklaşa kullandıkları tarım makinelerine değin sahip oldukları tüm araç gereçlerini ve mal varlıklarını da ayırdılar.

Küçük bir yanlış anlama sonucu başlayan anlaşmazlığı izleyen ayrılık , giderek büyüyen bir uçuruma dönüştü ve en sonunda yerini, karşılıklı
kullanılan hoş olmayan sözlere bıraktı. Bunun arkasından da beklenenler
oldu ve kardeşler arasında önce şiddetli bir kavga, sonra da ürkütücü bir
sessizlik yaşanmaya başladı.

Bir sabah, bu iki kardeşten büyüğünün kapısına bir usta geldi. Elinde büyük bir marangoz çantası vardı. Evsahibinden geçici bir iş
istedi: "Yapılacak ufak tefek bir işiniz varsa, size yardımcı olmak isterim" dedi. "Elimden hemen her iş gelir. Birkaç gün çalışırım, işi bitiririm."

Büyük kardeşin aklına o an bir "iş" geldi. "Evet, sana göre bir işim var" dedi ve küçük kardeşinin çiftliğini işaret etti: "Şu derenin karşısındaki çiftlik, komşumundur. Daha doğrusu, benim küçük kardeşime aittir o çiftlik. Geçen haftaya dek benim çiftliğimle onun çiftliği arasında bir otlak vardı. Sonra o, buldozeriyle oraya ırmak bendi yaptı ve şimdi aramızda,
otlak yerine, çiftliklerimizi birbirinden ayıran bir dere var." Büyük kardeşin söylediklerini dikkatle dinledikten sonra marangoz
sordu:"Benden ne yapmamı istiyorsunuz?" dedi.

Büyük kardeş once kuşkusunu,sonra da kararını açıkladı:"Kardeşim bunu, bana acı vermek için yapmış olabilir" dedi. "Fakat şimdi ben, onun yaptığından daha büyük bir şey yapacağım." Bunları söyledikten sonra adamı aldı, ahırların olduğu yere götürdü ve duvarın dibinde yığılı duran kütükleri gösterdi: "Senden, bu kütükleri kullanarak, iki çiftlik arasında üç metre yükseklikte bir çit yapmanı istiyorum" dedi. "Kaç gün çalışırsan çalış, nasıl yaparsan yap ama bana öyle bir çit yap ki, gözlerim kardeşimin çiftliğini artık görmek zorunda kalmasın." Iş arayan usta, başını salladı: "Sanırım durumu anladım, efendim" dedi. "Şimdi bana çivilerin, kazma küreğin yerini gösterin ki hemen işime
başlayayım."

Büyük kardeş ustaya kazma, küreğin ve çivilerin olduğu yeri
gösterdikten sonra, alışveriş yapmak için kasabaya gitti. Usta ise,
tüm gün boyunca ölçerek, keserek, çivileyerek sıkı bir biçimde çalışmaya
koyuldu. Akşam güneş batarken o işini bitirmiş, çiftlik sahibi büyük
kardeş ise alışverişini tamamlamış, kasabadan dönüyordu.

Çiftliğe gelir gelmez ustanın yaptıklarına baktı ve şaşkınlıktan gözleri,
yuvalarından fırlayacakmış gibi açıldı. Karşısında, yapılmasını
istediği, çit yoktu ama, derenin bir yakasından öteki yakasına uzanan
görkemli bir köprü vardı. Biri kendi çiftliğinin toprağına, öteki küçük
kardesinin çiftliğinin toprağına oturtulmuş sağlam iki ayak üzerinde,
yanlarındaki korkuluklarına varıncaya dek tüm ayrıntılarıyla yapılmış
ve tam anlamıyla "usta işi" denilecek kusursuzlukta bir köprü
uzanıyordu.

Büyük kardeş, hâlâ geçmeyen- şaşkınlığıyla bu köprüyü seyrederken, karşıdan birinin geldiğini gördü. Dikkatle baktığında gelen kişinin, komşusu, yani küçük kardeşi olduğunu anladı. Kardeşi, kollarını iki yana açmış olarak köprünün karşı ucundan kendisine doğru yürüyordu.
"Benim sana karşı yaptığım bunca haksızlığa ve söylediğim bunca kötü sözlere karşın sen, bu köprüyü yaptırarak ne denli iyi ve ne denli büyük bir insan olduğunu gösterdin" dedi ağabeyine. "Şimdi bir büyüklük daha yap ve sen de kollarını açarak bana gel..."

Köprünün iki ucundan ortaya doğru yürüyen kardeşler, köprünün ortasında bir araya geldiler ve özlemle kucaklaştılar. Büyük kardeş bir ara arkasına baktığında, çantasını toplayıp, oradan ayrılmakta olan ustayı gördü. "Gitme, dur, bekle" diye seslendi ona. "Sana yaptıracağım
birkaç iş daha var, çiftliğimde..."

Usta gülümsedi: "Ben buradaki işimi tamamladım, gitmem gerek" dedi ve ekledi: "Yapmam gereken daha birçok köprü var."
Körü güneşin ısıttığı bir yaz gününde bir terasa çıkarırsın

Önüne renklere boyalı plakalar koyarsın

• ve dersin ki, hayat bu hava kadar sıcak!

• hayatta aşk vardır, ve rengi kırmızıdır dersin

• huzur vardır yeşil

• umarsızlık vardır mavi

• karamsarlık vardır siyah...

Biraz bekledikten sonra plakalar güneşin ışığında ısınır......

köre dersin elini şu plakaya koy!

Körün elini kırmızıya koyarsın, eli havadan daha sıcak plakadan belli belirsiz yanar, kırmızı renk güneşte biraz ısınır. Kırmızı ve aşk insanı ısıtır dersin

Elini yeşile koyarsın: yeşil güneşte ısınmaz, havadan daha serindir. Huzur ve yeşil budur dersin.

Mavi de yeşile benzer ama havayla aynı sıcaklıktadır. Umursamazlık ve mavidir bu, hayatın sıcağını hissettirmez sana dersin.

Ve en son siyaha koyarsın körün elini. Güneşin ışığında kavrulmuş plaka körün elini fena yakar. Dersin: Siyah ve karamsarlıktır bu!

Şükretmeyenlerin sonu kadar karanlık ve yangındır!

(alıntıdır)
This topic was opened 18 years ago. Replying will be possible soon.